O Bir Yakışıklı, O Bir Oyuncu, O Ryan Gosling
Mickey Mouse Club’ı duymayan var
mı? Müzik ve sinema dünyasına kazandırdığı onca ünlüden sonra bir yerlerden
ismini duymuş olmanız gerekir. İşte bu “yıldız avcısı” programın bir parçasıydı
Ryan Gosling de bir zamanlar. Kendisinin kariyerine şarkı söyleyerek
başladığını tahmin edersiniz dolayısıyla. Şarkı söyleme konusunda çok da kötü
olmadığını kabul etmek gerek. Geçen senenin ses getiren filmlerinden Blue
Valentine’de bunu bir nebze de gösteriyordu hatırlarsanız.
Kendisini ilk olarak ne zaman
izlemiştim diye düşündüğümde aklıma Murder by Numbers geliyor. Sandra
Bullock’un başrolünde olduğu 2002 yapımı filmde, psikopat bir katil zanlısı olarak
karşımıza çıkıyordu. Çok göze batmayan bir rol olsa da performansıyla “Ben
buradayım” diyordu Gosling. Ve bu seslenişini duymuş olacaklar ki ilk başrolünü
kapması zaman almadı.
2004 yapımı The Notebook, genç
başrol oyuncuları Ryan Gosling ve Rachel
McAdams’ın kariyerinde önemli bir yere sahip. İkisi de bu filmde “gerçek
anlamda” parladılar. Hikayesi ve ağır romantizmi nedeniyle benim de içinde
bulunduğum bir kesim sinema seyircisi tarafından “Yeşilçamvari” bulunup çok
beğenilmese de gerek uyarlandığı romanın yazarı Nicholas Sparks’ın hayranları
gerek aşk filmi tutkunları tarafından hayranlıkla karşılandı.
Gişeye oynayan filmlerde oynama
işi Ryan’ın aklına pek yatmamış olacak ki geçtiğimiz günlerde gösterime giren Crazy,
Stupid, Love filmine kadar genelde bağımsız yapımlarda ve festival filmlerinde
gördük yakışıklı oyuncuyu. Bunun bir sebebi yakışıklılığından çok oyunculuğu
ile öne çıkmak istemesi olabilir. Belki de bir sebebi yoktur. Sebebi olsun ya
da olmasın bağımsız sinemaya destek vermesi onu sevmemizin başka bir sebebi.
Butterfly Effect’in kafa
karıştıran kurgusunun sinema seyircisi üzerinde bıraktığı etkiden sonra
kurgusuyla kafa karıştıran filmler arkası sıra geldi bir dönem. 2005 yapımı
Stay de o filmlerden biriydi. Ewan McGregor ve Naomi Watts ile başrolü
paylaştığı bu filmle çok ses getiremese “hala varım” diyordu genç oyuncu.
Tek başına bir filmi sırtlaması
da çok zaman almadı. Bu işi öylesine ustalıkla başardı ki 2006’da rol aldığı
Half Nelson filmindeki Dan Dunne karakteriyle kariyerindeki ilk ve şimdilik tek
Oscar Adaylığını aldı. 2000lerin akılda
kalan bağımsız yapımları arasına giren Half Nelson, hatırı sayılır film festivallerinden
24 ödülle döndü.
Half Nelson onu kariyerinde bir
basamak daha yükseltse de asıl zirveye çıkmasını sağlayan, benim
nazarımda, 2007 yapımı Lars and The Real
Girl. Gösterildiği sene !f İstanbul’da da hatırı sayılır bir ses getiren bu bağımsız
yapımda, bir şişme bebekle garip bir romantik ilişkiye giren garip bir adamı
canlandırdı Ryan Gosling. Bu
performansıyla Altın Küre’de ilk adaylığını da kazanmış oldu.
Ve gelelim bana Ryan Gosling ile
ilgili yazı yazdıran filme. Geçtiğimiz yılın ses getiren filmlerinden Blue
Valentine'e. Ryan Gosling ve Michelle Williams’ın harika bir kimya
yakaladıkları film, tanıştıkları günden evliliklerinin “çalkantalı hale geldiği”
günlere kadar bir ilişkiyi anlatıyordu. Kadını, erkeği, aile
kurmayı, ebeveyn olmayı oldukça dramatik bir şekilde ele alsa da akıcı kurgusu
ile izleyenleri ekran başına kilitliyordu.
Artık olgun bir oyuncu olmaya başlayan Ryan Gosling’in de durdurak
bilmeyeceğinin habercisi niteliğindeydi.
Ülkemizde gösterime giren son filmi Crazy,
Stupid, Love her ne kadar gişeye oynasa da türdeşi romantik komedilerin aksine
klişelerden mümkün mertebe sıyrılmış, eğlenceli bir film. Bir yıldızlar
kadrosu niteliğindeki filmde Emma Stone ile yakaladıkları uyum nedeniyle bolca
övgü de aldı. Ve karşımızda ilk defa bir “erkek güzeli” olarak boy
gösteriyordu. Hala vizyondayken izlemeyenlerin kaçırmaması gereken bir film,
benden söylemesi.
Henüz ülkemizde vizyon şansı
bulamayan “Drive” ve ülkemizde “Güzel Günler” adıyla DVD olarak doğrudan ev
sinemasına sunulan “All Good Things”, Ryan Gosling’in yakın zamanlarla seyirci
karşısına çıkan diğer filmleri. Kendi adıma henüz izleme şansı bulamasam da Ryan
Gosling’in performansını merak ettiğimden izleyeceğim filmler arasında. Bu
kadar başarılı filmin altından kalkabilen bir oyuncunun adı bile bir filmi
izlemeye yetmez mi sizce? Bence yeter...











http://benyazarsamolur.blogspot.com/2011/10/crazy-stupid-love.html
Kesinle seyredilmeli, katılıyorum. Ryan Gosling apayrı bir canlıymış meğer, keşfedilmeli, gözler şenlendirilmeli. :)